Bulunduğunuz yer:


Mecburi Hizmet

saglik-ocagi-3.jpg

(görsel temsilidir)

Binlerce meslektaşımın muhatap olmak zorunda olduğu gibi benim de muhatap olduğum bir kavram, Mecburi Hizmet. Bir hekim severek ya da sevmeyerek, isteyerek ya da istemeyerek bu kavrama uymak zorundadır, yoksa hekimlik yapamaz.


Günümüzde hekim olmanın ne kadar zor olduğunu bu işin içinde olmayan bilemez. Çünkü “Mecburi Hizmet” gibi insanı zorlayıcı, kısıtlayıcı bir uygulama ile boğuşmak zorundadır bir hekim. Aslında uygulamanın böyle olmasının nedeni ismi değil uygulama sorunudur. O yüzden Mecburi Hizmet kavramına duygusal ve siyasal olmak üzere iki yönden bakmak lazım.


Benim açımdan göreve başlamadan önce, duygusal olarak işin içine maddi boyutu, işe yeni başlamanın heyecanı, eğitim boyunca sorumluluk almadan geçen günlerin bu işin üstesinden gelip gelemeyeceğinin merakı ve korkusu gibi etmenler giriyordu. Göreve başladıktan sonra da pek farklı olmadı zaten.

Görev yerine geldiğimde heyecanlıydım, artık bir doktordum ancak kendime güvenim olsa da içimde korku vardı. Çünkü acilde çalışmaya başlayacaktım ve sorumluluğu oldukça fazlaydı. Çalışacağım hekimler nasıl olacaktı? Buraya alışabilecek miydim? TUS’a çalışabilecek miydim? Ne tür hastalıklar gelecekti? Çalışma ekibim bana saygı duyacak mıydı? gibi binlerce soru vardı aklımda. Çalışma ekibim ilk başta şaşkındı çünkü uzun zamandır genç bir hekim gelmemişti. Burası genelde uzun süre çalışmış hekimlerin yeriydi ve ben uzun bir süreden sonra, kura ile gelen ilk doktordum. Yani onlar da ben de merakla bu işin üstesinden gelebilecek miyim diye bekliyorduk. Ben acilde çalıştığım için ekip uyumu çok önemliydi.Hem yoğun bir hastane hem de merkezi hastane olduğu için çok çeşit vaka geliyordu. Ekibin başı olarak olabildiğince üstesinden gelmeye çalıştım. Ancak şunu iyi biliyordum ki burada çalışmakta olan ATT, sağlık memuru, hemşire olsun çoğu kişi benden önce çalışmaya başlamışlardı ve benden daha tecrübeliydiler. Yani herkese her dediğimi yaptırmaya çalışmaktan önce saygınlıklarını kazanıp bu işte beraber olduğumuzu hissettirmeye çalıştım. Ama en büyük şansım diğer hekim arkadaşların tecrübeli olmaları ve benim hissettiklerimi anlayıp bana yol göstermeleri oldu. Üzerine de özgüven eklenince bu sorunlar kısa zamanda kayboldu.


İşin maddi boyutu da var tabi. Ben döner sermayeden iyi bir ücret aldığım için bu beni daha da heveslendiriyordu. Öğrenci iken parayı ucu ucuna yetirmeye çalışırken şimdi sanki her şeyi alabilecekmişim gibi hissettiren miktarda para kazanmaya başladım.
Benim mecburi hizmetim birçok hekiminkine göre daha avantajlı olduğunu düşünüyorum. Çalıştığım yerin il merkezi olması, maddi olarak daha iyi olması, vaka sayısının çeşitliliği nedeniyle kısa zamanda tecrübe kazanmam ve bölge olarak Türkiye’nin iyi bir bölgesi olması bunlardan birkaçı olarak sayılabilir.

Tüm bunlardan sonra artık işimi daha bir güvende hissederek, daha bir severek yapmaya başladım. Aklımdaki sorunlar ortadan kalkmaya başladı ancak daha farklı sorular oluşmaya başladı.
Göreve başlamadan önce ikinci plana attığım en önemli soru vardı artık neden mecburi hizmet?
Bu soru aslında işin siyasi boyutunu oluşturuyor. Bence her hekim mecburi hizmet yapmalı. Hatta bunu severek yapacağına da inanıyorum.Ama imkanları geliştirilmeli: Hem maddi olarak hem de hastaların hekime saygınlığı açısından. Gördüğüm en önemli değişiklik hastaların hekimlere saygısının azalması ve hekimleri istedikleri gibi kullanabileceklerini hissetmeleri. Maalesef bunda hükümet politikaları baş rol oynamakta. Artık kendi başımıza bir sorun gelmesin diye nerdeyse her hastaya check-up yapıyoruz. Artık hastalar hekimi şikayet etmenin bir meziyet olduğunu sanıyor, bu da hastanın bize uymasını sağlamanın yerine bizim hastaya uymamıza neden oluyor. Sistemin çarpıklığını çok tartışmak istemiyorum çünkü bu yazının amacı bundan ziyade mecburi hizmet döneminde hissettiğim duyguları kısa bir şekilde anlatmak.


İyi veya kötü, mutlaka bir yerde mecburi hizmet yapılmalı. Bir hekimin sadece tıbbi anlamda değil sosyal yönden de tecrübe kazanması için bu çok önemli bir şey. Sistemin kötülüğüne karşı gelip mecburi hizmete gitmemek yerine bu işin üstüne gidip sorunun tam olarak ne olduğunu yerinde öğrenmek daha avantajlı. Ayrıca gerçekten iyi niyetli hastaların bizler için dua etmeleri, gözlerimizin içine bakıp çare beklemeleri ve bunu bulunca da gözlerindeki mutluluk ve huzuru görmek hiçbir şeyle ölçülemeyecek derecede huzur veriyor. Her türlü soruna rağmen bundan mahrum kalmamak lazım…

Dr. Orhan AKSOY


Yorumlar (0)add comment

Yorum yaz
daha küçük | daha büyük
password
 

busy



İlgilenebileceğiniz diğer yazılar: