Bulunduğunuz yer:


Farkındayım

Üniversiteye girdiğimde tamamen farklı bir ortamla karşılaştım her yeni öğrenci gibi. Senelerce süren birbirinin aynısı konuların allanıp pullanıp önüme getirildiği ilköğretim ve lise hayatımın ardından, defalarca tekrar ettiğim fizik, kimya, matematik sorularının sonrasında neler beklediğimden emin olmadan girmiştim üniversiteye. Üniversitenin farklı olacağı kesindi, ama nasıl farklılıklar getireceğini etrafınızdaki insanlar ne kadar size anlatsa da anlamanız mümkün değildi.

Nitekim ben de farklı bir dünyaya adım attığımın farkındaydım fakat, ilk etapta farkın sadece yeni ders konuları ile ilgili olacağını düşünüyordum. Bölüm olarak ne seçerseniz seçin bir değişiklik mutlaka olacaktı.Belki yeni matematik konuları, belki ileri fizik kanunları, ya da benim karşılaşacağım gibi ileri biyoloji konuları.Sonra düşündüğümde,  bir diğer farklılık da insanlarda olacaktı elbetteki, belki daha olgun, belki daha serbest insanlar olacaktı.Ama ne kadar büyük bir değişim olabilirdi ki?

İçinde bulunduğum için söylemiyorum fakat, tıp fakültesinin ne kadar farklı bir bölüm olduğunu ancak içerisine girdiğinizde anlıyorsunuz. İster geleceğinizi güvence altına alabilmek için, ister idealist düşüncelerle bu bölüme girmiş olun, hocalarından tutun öğrencilerine, asistanlarına kadar herkesteki bu farklı havayı daha ilk etapta seziyorsunuz. Demek istediğim tıp fakültelerinin puanlarının görece yüksek olmasından dolayı öğrencilerin gururlu tavırları değil, yada diğer bölümlerdeki öğretim üyelerine nazaran tıp fakültesindeki hocaların mali durumlarının daha iyi olmasından dolayı kendinden emin tavırları değil. Nedeni bence tüm bireylerin değişik bir felsefenin içinde olmaları. Bu öyle bir düşünüş tarzı ki akademik kariyeri ne olursa olsun tüm doktorlarda hissettiğiniz bir şey, öğrenciliğinin 1-2 senesi geçmiş tüm öğrencilerde ve asistanlarda gördüğünüz bir şey.

Uzun tıp eğitimi süresince sayısız olay yaşıyorsunuz, iyi veya kötü mutlaka başınızdan bir takım tecrübeler geçiyor. Bir gün hocalarınızdan biri kötü gününde olduğu için size ağzına gelen hak etmediğiniz şeyler söylüyor, bir diğer gün yardım ettiğiniz bir hastadan övgü dolu sözler duyuyorsunuz. Elbetteki aklınızda iyi şeylerden çok kötüler kalıyor. Maziyi hatırlamaya çalıştığınızda ilk kötü olaylar geliyor aklınıza. Hayatta kötü tecrübeler yaşanmasının şart olduğunu düşünen bir insan olarak başımdan geçen kötü olaylar için şükrediyorum, “Beni öldürmeyen şey beni güçlendirir”.

Sadece tıp fakültesine özel olmamakla birlikte belli eğitimden geçen tüm bireyler sonunda yaşadıkları iyi ve kötü olayların bir harmanı olarak karşımıza çıkıyor. Tıp fakültesinin farkı ise bireylerin bu açıdan çok yoğun olmaları. Her gün duygusal açıdan üzerinizde hastalara karşı, hocalarınıza karşı bir sorumluluk hissediyorsunuz. Hocalar aktif öğrencileri severler fakat çalışkan öğrencileri önemserler. Çünkü doktor olabilmenin temel ödevi çalışmak. Tüm tıp öğrencileri bunun az veya çok farkındalar. Yoksa bir şekilde şimdi veya gelecekte dışlanacaklarını biliyorlar. Başka hiçbir bölümde bu tip bir düşünce tarzı yok. İyi veya kötü mimar olmanız kimsenin umurunda değildir, ama kötü doktor olmanız herkesin umurundadır.
Bence tıp fakültesini özel kılan şey de bu. Tüm tıp eğitimi boyunca verilen eğitimi az veya çok önemsemiş olabilirsiniz, fakat en sonunda önemseyeceksiniz. Düşünce tarzı ne olursa olsun hiçbir tıp öğrencisi ilerde kötü doktor olmayı kabullenemez. Bu yüzden er yada geç çalışıyorsunuz. Çalışmadığınızda kendinizi kötü hissediyorsunuz, çünkü akranlarınızla bir araya geldiğinizde çok daha kötü hissedeceğinizi biliyorsunuz.

Tüm bunların ötesinde size sorumluluğun alasını veren unsur ise insanlar, insan sağlığı. İlgilendiğiniz branş, sokaktaki bir hayvanı tedavi etmek değil, bitki yetiştirmek değil veya insanların ceplerindeki parayı nasıl arttırırım diye düşünmek değil. Hata yaptığınızda elinizden kayıp gidecek şey insan hayatı. Doğru yaptığınızda ise alacağınız ödül çok büyük ihtimalle sadece kuru bir teşekkür ve minnet. Fakat burada başka bir düşünce tarzı ortaya çıkıyor. Doktorun kendinden tatmin olması…

Kim ne derse desin, ister ben bu işi para için yapıyorum, ister insanlara yardım etmek için yapıyorum desin, doktorlar aslında bu işi ilk önce kendileri için yapıyorlar. Kendi egolarını tatmin için. Kalp damar cerrahını düşünün, ameliyatta tüm sorumluluk onda, elinin altındaki bir hayat, belki yarım bir hayat, ve cerrah tanrı rolü üstleniyor. Bunu ne para için ne de şan için yapıyor olabilir. Aslında; hayatı geri vermeye çalışan o değil, bu baskı ve sorumluluk cerraha hayat veren şey. Gerçekte bu işi kendi için yapıyor, kendini hayatta tutmak için.

Böyle bir his başka hiçbir meslekte yok, olması da mümkün değil. Filmlerde nice kahramanlar görürsünüz, toplulukların hayatlarını kurtarmak için önemli kararlar veren liderler… Bu kahramanların filmlerde çok olmasına bakmayın, gerçekte sayıları bir elin parmaklarını geçmez. Lider dediğiniz insan gerektiğinde sorumluluk alan, insanları yönlendiren insanlardır. Doktorlar da tam olarak bu tanıma uyuyor; insanlar üzerinde sadece önlüğüyle değil, konuşmasıyla hemen etki kurabilen, sorumluluğun en büyüğünü ameliyatlarda alan, insanlara yön verenler. Başka hiçbir meslek gurubunda üyelerin hepsinin lider olduğu bir topluluk yok, olamaz da. Bu da tıp fakültesinin diğer bir farkı. Böyle liderler arasında yetişiyorsunuz, bu da en güzel artı hayatınız için.

Mutlaka ki her şey bu kadar toz pembe değil. Doktorlar için hayat her zaman kolay olmayabiliyor. Hiç ummadığınız zamanlarda ilginç konular karşınıza çıkıp dengenizi bozabiliyor, canınızı sıkabiliyor. Veya her zaman tanrı olamayabiliyorsunuz. Elinizde can veren bir insan veya hatanız sonucu sakat kalan birisi sizi derinden etkileyebilir, sizin dışınızda başınıza işler açılabilir. Fakat tüm bunlara rağmen her ne kadar daha! bir doktor olmasam da bu camiayı seviyorum. Üstlendiğim ve üstleneceğim rolü seviyorum. Sorumluluk almayı seviyorum. Eminim ki insanlar içerisinde de sorumluluk almayı sevmeyen hiç kimse yoktur, sadece o fırsatları eline geçirememiş insanlar  vardır. Ama tıp camiasındayken mutlaka ki herkesin eline bu fırsat geçecektir.


Yorumlar (0)add comment

Yorum yaz
daha küçük | daha büyük
password
 

busy



İlgilenebileceğiniz diğer yazılar: